Çocukların dil-zihinsel, duygusal, motor ve sosyal gelişimi için oyun şarttır. Oyun oynarken çocuğumuza onu dinlediğimizi ve anladığımızı iletiriz. Görev gibi oynamak yerine zevk aldığımızı hissettirirsek aramızdaki bağ için en güzel yatırımı yaparız. Oyun sürecinde çocuğumuzu gözlemlerken pek çok konuda ipucu elde edebiliriz: bizi nasıl bir anne baba olarak gözlemliyor; kendisini ilgiye, sevgiye değer bir çocuk olarak görüyor mu; diğer insanları, dünyayı nasıl algılıyor; kabullenmeye çalıştığı yas, kayıp süreçleri var mı …
Oyun oynarken çocuklarla aynı hizada olmak, göz teması kurmak, çok yönlendirici olmamak, farklı duyguları yaşamasına imkan tanımak dikkat etmemiz gereken önemli noktalardır. En çok duyduğum sorular şunlar: “İşten çok geç geliyoruz. Akşam yemeğinden sonra fazla vaktimiz kalmıyor. Hemen oğlumun/kızımın uyku vakti geliyor. Gün içinde ne kadar oyun oynamalıyız?”, “Sürekli birlikte mi oynayacağız? Tek başına vakit geçiremez mi?”, “Ne kadar yalnız kalabilir?”, “Oyunu ben mi kurayım yoksa çocuğum mu?”… Net bir süre vermek doğru olmayacaktır. Çocuğun ne kadar tatmin olduğu kritik konudur. On beş dakika parmak kuklası oynatıp duygularımızı paylaşmamız, 1 saat boyunca oynarken sürekli iş düşünmemizden çok daha iyidir. Diğer sorumluluklarımızı düşündüğümüzde tabi ki her zaman çocuklarla oyun oynayamayız, ancak tek başına oyun kurabilmesi ile ilgili beklenti seviyemizde çocuğun yaşı önemli bir faktördür. Örneğin, ilk 2 sene çevreyi keşfetme dönemi olduğu için ve tehlike algısı tam oturmadığı için çoğunlukla birlikte olmak gerekir. 3 yaş sonrasında ortalama 20 dakika tek başına vakit geçirebilir. Bu değerler çocuklarımızın mizaç özelliklerine, ilgi alanlarına göre değişebilir. Çocuklarımızın sıkılmasına da izin vermek gerekir. Sıkılma, yaratıcılıklarının ve problem çözme becerilerinin gelişmesi için bir fırsattır. Oyun kurma, başlatma konusunda sıkıntı yaşadığını düşünüyorsak model olabiliriz.
Oyunun yararlarını saymakla bitiremeyiz. Eğlence, olasılıkları keşfetme özgürlüğü, bireyin yeteneklerini keşfedip geliştirmesi, duygularını ifade edebilme, iletişim becerisi, sağlıklı ebeveyn-çocuk ilişkisi, farklı rolleri güvenle deneme şansı, travmatik olayları anlamlandırma, kabul etme… Yazımı J.Recla- R.Hirch’in güzel bir sözü ile bitirmek istiyorum: “Neşeli oyun alışkanlığı ile sağlığımızı kuvvetlendirelim. Çünkü bugünün tehlikesi yorgun sağlıklarda gizlidir.”
Uzm. Psikolog ve Aile Danışmanı
Pelin EKEMEN